MENÜ
İstanbul 16°
Patronlar Dünyası
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Moody’s’in Kararının Arkasındaki Teknik Gerekçeler ve Siyasi Yaklaşımlar
Rahmi Aydemir
YAZARLAR
26 Eylül 2016 Pazartesi

Moody’s’in Kararının Arkasındaki Teknik Gerekçeler ve Siyasi Yaklaşımlar

Uluslararası kredi derecelendirme şirketi Moody’s Türkiye’nin uzun vadeli yabancı para cinsinden kredi notunu ‘yatırım yapılabilir düzey’ olan ‘Baa3’ten bir basamak aşağıda olan ‘Ba1’e düşürdü ve not görünümünü ‘durağan’ olarak belirledi.

Moody’s’den yapılan açıklamada, not indirimine gerekçe olarak, ‘Türkiye’nin yüksek boyutlu dış fonlama ihtiyacına bağlı risklerdeki artış ve daha önce destekleyici olan borçlanma temellerinde, özellikle de büyüme ve kurumsal sağlamlıkta zayıflama’ gösterildi. (Junk ya da yatırım yapılamaz seviye) Her ne kadar kuruluşun teknik gerekçilerinin doğruluk payı olduğu konusunda hem fikir olsak da, durumun birçok ironi barındırdığını da söylemem gerekiyor.

15 Temmuzdan sonraki süreçte S&P ve Fitch’in Kriz Fırsatçılığına dair bir yazı kaleme almış, ülke ekonomisini izlemeye aldıklarını belirtmiştim. Bu koşullarda Moody’s’in Ekim ayında bir değerlendirme yapmasını beklerken, ülkenin kredi notunu bir anda çöp seviyesine çekmesi şüphesiz akıllara birçok soru işaretini de beraberinde getirdi.

Değerlendirmeden daha birkaç gün önce Türk ekonomisinin 15 Temmuz’un şokundan kolayca çıktığını belirten Moody’s’in bu tavrını; irdelememiz, gerekçeleri sorgulamamız ve geleceğe dönük olgun ve yapıcı davranmamız gerekiyor. Kimilerine göre Moody’s geç kaldı, kimilerine göre ise adil olmayan siyasi bir tavır sergiledi. Bu yazıda her iki duruma da anti parantez açarak değerlendirmelerde bulunacağız. 

Öncelikle dünyanın önde gelen üç önemli kuruluşun kredi notu değerlendirme parametrelerine bakmakta fayda var. S&P, Fitch ve Moody’s’in aşağıda belirttiğim grafikte kredi notunun belirleyici fonksiyonları belirli yüzdelerle verilmiştir.

 

Kriterler oldukça fazla ancak görünen o ki kuruluşun siyasi istikrar üzerinden ülkenin mevcut ekonomi, mali ve yatırım politikalarından ziyade hükümet bazlı bir değerlendirme yaptığı görülüyor. Darbenin başarısız sonuçlanması, ekonominin toparlanmaya başlaması ve süre gelen yatırımlar derken yine de art niyetli davranmayarak teknik gerekçeleri konuşabiliriz.

Moody’s’in sığındığı; Cenk Sidar’ın kaleme aldığı teknik gerekçeler şöyle;

•    Yüksek politik risk ve volatilite 2013 yılından yapılan not artırımından sonra Türkiye’yi dış şoklara karşı kırılgan hale getirmiştir.

•    Türkiye’nin makroekonomik temelleri zayıflamış, dış finansman yükümlülükleri artmıştır.

•    Büyümesini tüketim ve dış finansman bağımlılığıyla devam ettiren Türkiye’nin bundan sonra büyüme rakamları konusunda da sıkıntılar yaşayacağı aşikardır.

•    Önümüzdeki 2-3 senelik dönemde ekonomik durumda bir iyileşme ihtimali görülmemektedir. Bu nedenle seviye Ba1 seviyesinde tutulacaktır.

•    Türkiye’de cari açık halen büyük bir problem. Tahminlere göre yüzde 4-5 seviyelerinde seyredecek cari açık da benzer not seviyesinde olan ülkelerden çok daha fazla.

•    Bütün bu ekonomik zayıflamanın yanında güvenlik riskleri ve turizm gelirlerindeki düşüşler de zayıflığın altını çiziyor. (http://www.diken.com.tr/moodys-neden-simdi-not-dusurdu-sorumlu-kim/)

Nomura Stratejisti Timothy Ash ise kararın ardında tamamen siyasi bir durum söz konusu olduğunu belirtiyor… Ash; sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede “Moody’s’in kararı bana göre hiç de adil değil” yorumunda bulundu. Türkiye’nin makro verilerde ya da ödemelerde bozulma içermeyen son derece uzun bir sicili olduğunun altını çizen Ash, “Moody’s’in kararı sübjektif” dedi.

Birkaç günlük süreçte bunlar yaşanırken ben daha çok 20 Eylül 2016’da ABD’nin New York eyaletinde gerçekleşen BM Genel Kurulana dikkat çekmeyi tercih ediyorum. Şüphesiz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya Beşten Büyüktür” açıklamaları kurula damga vuran sözlerden oldu. BM'nin reforme edilmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, Dünya 5'ten büyüktür gerçeğini her fırsatta, uluslararası kamuoyuna hatırlatıyoruz hatırlatıyorum. 5 ülkenin iki dudağı arasına dünyayı mahkum edemezsiniz. Ama şu anda mahkum ediliyor. Tüm dünyanın temsil edilmediği Güvenlik Konseyi adalet getiremez ifadelerini kullanmıştı. Tüm bunların rahatsızlık içerdiğini ve oluşturacağını belirtmekte fayda var. 

Gelecek yazıda Henry Kissinger ve Rothschild ailesi üyesi James Rothschild’in, Birleşmiş Millet Genel Kurulu için ABD'de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ziyaretinin ardından Moody’s’in değerlendirmelerini ne şekilde yönlendirdiğini konuşacağız. 
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2018 Patronlar Dünyası