MENÜ
İstanbul 22°
Patronlar Dünyası
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Hayat ve Yaşam: Alaçatı neden birdenbire pahalılandı?
Cihan Alpay
YAZARLAR
31 Ağustos 2015 Pazartesi

Hayat ve Yaşam: Alaçatı neden birdenbire pahalılandı?

Hayat ve Yaşam

“Hayat bireye, yaşam bütüne aittir”.

Küçük yaşlardan beri bana hep iyi bir gözlemci olduğum söylendi, ben de aynı fikirdeyim. Çalışma hayatıma bilgisayar programcısı olarak başladım. Aldığım programcılık eğitimleri analitik düşünme alışkanlığımı da geliştirdi ve bunun da bana çok yönlü bir bakış açısı kazandırdığını düşünüyorum. Tabii herşey gibi bunun da fazlası zarar, farkında olmadan insanı takıntılı bir kişilik sahibi yapıveriyor. Neyse biraz takıntıdan kimseye zarar gelmez.

Patronlar dünyası için ilk yazımı yazmaya başladığımda aklımda , “bir müsibet bin nasihatten iyidir” cümlesi belirdi, ne alaka? Kendimi bildim bileli çokça kullanılan bir sözdür. Yakın bir zamanda da kendi açımdan zorlu bir süreçten geçmiştim, herhalde bu yüzden aklıma geldi diye düşündüm. Aslında başa gelen felaketin de verilen öğütlerin de insana bir faydası yok. Öyle bir genetik kodlama ile yaşama adım atıyoruz ki, ne ile karşılaşırsan karşılaş bu kodlamaya göre hareket ediyorsun. Bunlar ölüm, haklılık ve problem kodları. Herşeyin sonu var (ölüm kodu), varlığını koru (haklılık kodu) ve başarmak için yenmelisin (problem kodu). Bu kodlarla hareket ettiğin sürece de hayatından uğursuzluk eksik olmuyor. Bu uğursuzlukların yaşamı kötü yönde etkilemesine de tabiat gereği insanın çok olduğu, kalabalık yerlerde rastlanıyor. 
Aslında bu laf kalabalığını yaparken aklımda şu düşünce vardı; “Alaçatı çok bozulmuş kardeşim, eskiden böyle miydi?” 

Buradan “Alaçatı” kelimesini çıkartıp yerine aklınıza gelen herhangi bir yeri ekleyebilirsiniz. Bu yerler herhangi bir ilçe, köy, şehir hatta mekan olabileceği gibi bir ülke bile olabilir. Eminim ki herkes bu cümleye koyabileceği onlarca yeri bir çırpıda söyleyecektir. Aslında bunun bir ülke geneli için söylenebilmesi bile eninde sonunda gelip ordaki mekanlara dayanıyor. Otel, restaurant, gece klübü, plaj vs... İnsanların bir yer ile ilgili fikir sahibi olmalarını sağlayan oradaki yaşanmışlıkları. Yaşadıkları ne kadar can sıkıcı olursa o yer o kadar bozulmuş oluyor. Ancak buradaki ironi herkesin yaşamış olduğu o kötü tecrübenin içinde kendisinin bir etken olarak yer alması. 
Yine Alaçatı örneğinden devam edersek; neredeyse daha geçen yıl bile severek gittiğim Alaçatı’ya bu yıl gittiğimde mevsim sonuna kadar uzak durmaya karar verdim.

Herkes orada, duyan gelmiş kardeşim, mekanlar pahalılanmış, mekan sahiplerinin havalarından yanlarına yaklaşılmıyor, her yerde bir “yersen” havası, gelmezsen gelme zaten gelen çok... Daha birkaç yıl önce aynı şeyler Türkbükü için söyleniyordu, sonra birden kimse gitmemeye başladı, mekanlar gözden düştü. Şimdi yeniden toparlanıyor.
Peki ne oluyor da bu değişiklikler yaşanıyor. Olan yukarıda söylediğim genetik kodlarda saklı. Ölüm Kodu; ‘Herşeyin sonu var’ diyor. Mekan sahipleri hazır akarken küpünü doldur, herşeyin sonu var, nasıl olsa bir gün bitecek, bitmeden ne kadar kaparsan kardır diyerek kalite fiyat dengesini bozuyor. Haklılık kodu; ‘Varlığını koru’ diyor. Bitene kadar ne yapsan haklısın, varlığını korumak için her yol mübah, gerekirse insanları kazıklayabilirsin bile. Problem kodu; ‘Başarmak için yenmelisin’ diyor. Rakiplerin yani diğer mekanlar senin için problem kaynağı, birlikte hareket etme, anlaşma, kendini öne çıkart, diğerlerini kötüle diyor. E, senin mekanını da kötüleyen birileri var...

Diğer taraftan oralara gelen insanlar için de aynı kodlar geçerli. Gelenler, ölüm koduyla ‘şimdi buradayız bir daha ne zaman geliriz bilinmez, bitmeden burada yapabileceğimizin en fazlasını yapalım, şımarıklık, taşkınlık, görgüsüzlük dahil’ diyerek suyunu çıkartıyor. Haklılık koduyla ‘varlığını koru, burası senin sayılır, senin parana muhtaç, paran varsa istediğini yapmakta serbestsin’ diyor. Problem kodu, ‘diğer insanları yenmelisin, herkesten daha önemli olmalısın, daha fazla dikkat çekmelisin, daha fazla sözün geçmeli’...

Böylelikle bu genetik kodlarla yaşayan insanlanların mekan sahibi, iş veren, işçi, müşteri oldukları ortamlar ortaya çıkıyor. Buralar mutsuzluk ve tatminsizlik limitini doldurana kadar gözde, limit dolunca uzak durulacak yerler olarak karşımıza çıkıyor. 

Bu yüzden sürekli “in” ve “out” olan yerler bir sirkülasyon halinde. Artık yeni bir yeri tarif ederken sadece “eski bilmemne” demekle yetiniyoruz. Mekan aynı, insan grubu şimdilik felaket limitlerinin altında. Kimi birkaç ayda kimi birkaç yılda “out” oluyor, sonra yeni bir isim ve yeni bir konsept ile tekrar ortaya çıkıyor. Yeni bir felaket döngüsüne kadar.

Peki bunun bir çözümü var mı? Çözüm yine bireyde, ‘sen değiş, dünyan değişsin’ diyorlar ya öyle işte. Başta söylediğim genetik kodu düzeltmek gerekiyor, önce tek tek, kişi kişi sonra kalabalıklar ve yeni jenerasyonlar.

Unuttuğumuz kodları hayatımıza geri kazandırmamız lazım. Yaşam kodu, ‘herşey var hem de herkese yetecek kadar bol’ diyor. Mutluluk kodu, ‘var olan kullanılır’ diyor. Zaten kendi bedeninden başka hiçbir şeye sahip olamazsın, ihtiyacın olanı kullan ve bırak. Çözüm kodu, ‘hayat çözümdür, hayatta çözümden başka birşey yoktur’ diyor. ‘Problemi yaratan ve kendi yarattığı problemi çözmeyi başarı sanan insanlarsan olmayın, çözüme odaklanın’ diyor. 

Kişi, birşeyi var edemeyeceğinin bilincindeyse kullanıcıdır. Var olan herşeyi kullanır, kullandığı için sahiplenmez, sahiplenmediği için haklılığı yoktur. Geçmişe ait düğümleri yoktur, herşey çözümlenmiştir, çözüm önererek yaşar. Mutlulukla...
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Ayla Yörükoğlu
 31 Ağustos 2015 Pazartesi 21:44
Harika. Yeni bir yeteneğin açığa çıktı devam canım. Başarılar.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2018 Patronlar Dünyası